istanbul escort

istanbul escort

Bugun...


NURTEN ERTUL

facebook-paylas
HEYECANLIYIZ VE GURURLUYUZ ÇÜNKÜ BAŞARDIK
Tarih: 31-12-2018 20:51:00 Güncelleme: 31-12-2018 20:51:00


2018 benim için çok verimli ve dolu dolu geçen bir yıl oldu. Yıllardır yazmayı planladığım bir konuyu popüler kültüre kazandırmanın haklı gururunu ve yorgunluğunu yaşadım.Bugün Karamanoğulları'nın ve Karamanlı Devleti'nin kurucusu Nurettin Bey (Nure Sofi-Sofi Nuri)'in 2.baskısının matbaaya verileceği günle de yıl sona erecek. Hepimizin hayallerinin, beklentilerinin olduğu yepyeni bir yılı da bizlerle birlikte "Karamanoğlu Beyi Nure Sofi Geçmişten Sırlarıyla Geldi" adlı romanıyla karşılamaya hazırlanacak.

Yılın son günü sayfa dostlarım, biraz sizlerle dertleşmek ve içimi dökmek istiyorum. Benim ilk çocukluk yıllarımın geçtiği Anadolu kültüründe (Niğde- Kapadokya ve Karamanlı Kültürü) kişinin kendisinden bahsetmesi ayıp karşılanırdı. Derdini de mutluluğunu da kendi içinde yaşaman beklenirdi. Niğde'den henüz çocuk yaşta ailem pek çokları gibi çeşitli nedenlerle İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da da senelerce aynı köklü kültürün izleri geçerliydi. Sonraları hepimizin bildiği gibi Özallı yıllar ve ardından hızla değişen bir Türkiye. Değişim hepimizin kültürünün de farklılaşması anlamına geliyordu. Bu yüzden ilk defa yaşadıklarımı sizlerle bu sayfadan paylaşmaya kendimi zorunlu hissettim:

Hepinizin bildiği gibi yazmak sadece ülkemizde değil bütün dünyada zordur. Yazıyı değerli kılan, düşünce dünyanızda olanları elle, tek tek, kelime kelime kağıda ya da ekrana aktarmaktır. Araştırma kısımlarını artık anlatmıyorum. Bu yüzden zor da olsa gemiyi azgın fırtınalara rağmen iskeleye sağ salim yanaştırabildim. Bu yüzden affınıza sığınarak azgın fırtınalarda yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum:
O kadar uzun ki her kaptan, deniz macerasını yazmaya kalksa sayfalar dolar değil mi? Ben olabildiğince kısaltacağım. Malum 2018 çıkmak için kapıyı zorluyor. 2019'da gelmek için acele ediyor:

Ben kimim?Niğde doğumluyum. Aile köklerimiz Anadolu'da asırlar evvel Karaman'dan çıkıyor.(Öncesini bilmiyoruz) Daha sonra ortaçağın Karamanı'nda yaşanan kıtirliklerden (Kavgalar) dolayı Niğde'nin Ortodoks Hıristiyanlarının yaşadığı Limni (Yeşil Gölcük Kasabası) adlı köye sığınıyorlar. Orada sayımız artarak hep birlikte bugünlere gelmişiz. Fakat Limni'ye "Sarı'nın uşakları" lakabıyla anılacağımız şekilde at sırtında tek bir asker olarak büyük dede gelmiş. Dede, orada kimliğini saklayarak yeni bir hayat kurmuş. Beni aile öykümün peşinden giderek Karamanlı Beyi Nure Sofi'ye kadar götüren uzun yol hikâyesi işte pek çokları için çok sıradan başlayan ailemi ve köklerimi merak etmemle başladı. Bu uzun yolda köklerime ulaşabildim mi? Ortaya tam dört tane hayal dünyamın zenginliğini de katarak belgelere dayanarak hazırladığım romanlar çıktı. Ama ben kendimle ilgili hâlâ bu kadarını biliyorum. Sarı Dede'nin kimliğini hâlâ bilmiyoruz.

O halde pragmatik bir soru:Yazdın da ne oldu Sarı Dede'nin kimliğini hâlâ bulamadık? 
Ben bunlarla köklerime ve bu toprağın kültür, sanat, tarihi ile edebiyat dünyasıyla hayallerine çok büyük bir renk kattığımı düşünüyorum. Gerçekte de zaten bu alanda yazılan her eser bizim zenginliğimizdir. Bu yüzden kökler konusundan korkmamalıyız. Nitekim halkımız da kendilerinin anlatıldığı bu romanlardan zaten hiç korkmadı. Ancak ülkede kültür -sanat- edebiyat-tarih ile yayın dünyasını elinde bulunduran ve alanın egemenleri olduklarını düşünen bir gücün ciddi muhalefetiyle karşılaştım. İşte o yurt içinde ve yurt dışında bulunan kesimin kullandıkları maşalarından başka da kimse bana şu soruyu sormadı: "NEDEN YAZDIN? NEDEN SEN YAZIYORSUN? SENDEN BAŞKA BU ÜLKEDE YAZACAK KİMSE YOK MU? O HALDE OTUR YAZDIKLARINI KENDİN OKU. OKUMAYIN O KIZI. DAĞITMAYIN ROMANLARINI."

Şaka değil. Bunları ve daha ağır hakaretleri yaşadım. Artık acı patlıcanı kırağ çalmaz derler ya . Hiç umurumda olmadan yoluma devam ediyorum. Fikir özgürlüğü-demokrasi-insan hakları-azınlık hakları-kadın hakları gibi çok önemli konuları savunanların bir kısmının aslında örgütlü yapıların elemanları olduklarını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Örgütlü yapıların üyesi olmadan sadece okuduğum ve araştırdığım eserler ile belgelere, sözel tanıklıklarını dinlediğim öykülere göre hazırladığım romanlarım bu yapıları çıldırttı. Tabiri caizse ağızlarından salyalarak akarak 2006 yılından bu yana saldırmalarına neden oldu. Bu sürede ne ben yurt içi ve yurt dışında bulunan örgütlü yapılara (STK'lar modern adları)meylettim ne de o yapılar gerçek düşünce ve fikir özgürlüğü ile demokrasiyi tesis etme adına bir adım attılar. (Bu yüzden demokrasi-insan hakları-düşünce ve fikir özgürlüğü gibi çok önemli konuları savunanların da gerçekten kendi içlerinde bu kavramları içselleştiremediklerine inanmaya başladım.)Her neyse bu konuyu fazla uzatmak istemiyorum.

Acizliği ve çözümsüzlüğü paylaşmanın kime ne faydası var? Karamanoğlu Beyi Nure Sofi Geçmişten Sırlarıyla geldi romanı yayınlandığından bu yana belli aralıklarla kişilerin hakaret etmesinin normal karşılandığı bir kişiye dönüştüm.Yazdığım her konuda ya da her paylaşımda Gözlük'ün mail kutusuna hakaret ve küfür içeren mesajlar göndermeleri artık alışılmış bir hareket oldu. Elbette acizliğimin nişanesi olarak bu kişiler hakkında savcılığa ve bilişim suçlarına başvurmayacağım.

Onlar da ait oldukları yapılar için kendilerine gösterilen kişilere saldırmakla görevliler. Düşünce özgürlüğünü ve demokrasiyi, insan haklarını kendi çıkarlarına göre ağızlarından salyalar saçarak tesis etmeye çalışan yapılar dünyada bugün ve yarın hep olacak diye düşünüyorum. Bu yüzden Karamanlıların Beyi Nure Sofi ile yolumuza devam ediyoruz. Ne mutlu ki bize, birinci özel baskımız kısa sürede bitti ve ikinci matbaa baskısına girdik. Gerçeğimiz bu değil mi dostlar?

Biz de bir laf vardır: İt ürür kervan yürür. İtler üreyecek ve bizler kültür-sanat-edebiyat ile kurduğumuz renkli hayal dünyamızda yürümeye devam edeceğiz. 
Sanat özgürlük ister. Vücud bulabilmek için huzurlu ve sağlıklı bir ruh ister. Sanat-tarih-edebiyat vs. siyasete alet edilemez. Hele örgütlü yapıların emir komuta zincirine asla giremezler. Bu yüzden boş bir çaba içindeler. Bana hakaret ve küfretmeleri bu evrensel gerçeği değiştirir mi?

Peki Ne Olacak? Kapadokya'da Karamanlılar-yerliler-Kapadokya köylerindeki Hiristiyanların hayatları gibi kavramları popüler kültüre kazandıran bir romanın yazarıyım. Kendi köyümü ve köylülerimi anlattığım buram buram Anadolu romanı. 
Beyaz Zambak'da Balkanların en sorunlu bölgesi Bosna Hersek'i Tito'nun Yugoslavyasını anlattım. 
Miras'da ise İstanbul'da cumhuriyet sonrasında kurulan yeni Türkiye'nin halklarını anlattım. Karamanoğlu Nure Sofi'ye ulaşabilmemiz ise 2018'in son ayında nasip oldu.

Neden ait olduğunuz bir kimliği anlamak için yazdığınız roman yıllar sonra yayınlandı? diye bir soruyu şimdiden duyar gibiyim: Hemen söyleyeyim. Ben ROMAN yazarıyım. Araştırmacı ya da belgeselci değilim. Akademisyen de değilim. Doktora veya doçentlik tezi de hazırlamıyorum. Gazeteci kökenli bir yazarım. Ve roman yazıyorum. Ancak belgesel araştırma tekniklerini kullanıyorum. Ne yazık ki Türkmenler, Selçuklular, Anadolu Beylikleri en önemlisi de Karamanoğulları gibi konularla ilgili roman oluşturabilecek çeşitlilikte ve zenginlikte eserlere piyasada henüz yeni ulaşabildik. 
Ben tek sesten tek kalemden çıkan eserleri okuyarak roman yazmam. Aynı konuda birden fazla farklı fikirlerde yazılan araştırmaları okuyarak romanlarımı oluştururum. Mutlaka romanını yazdığım yerlere seyahatler yaparım.

Karamanoğulları ile diğer beylikler edebiyatta yeni yayınlanan konulara girdi. En önemlisi de turizm firmaları Karamanlı Devleti sahasını ve eserlerini tur kapsamlarına henüz yeni almaya başladılar.

Hemen soracaklar peki eğitimin nedir?
Bütün eğitim hayatım İstanbul'un sahil kasabası sayılan Boğaz da Sarıyer'de geçti. Kesinlikle Vehbi Koç bursuyla hayatım boyunca hiç bir şey yapmadım. (Kimisi de "Vehbi Koç'un bursiyeri" diye saldırdı da. Açıklama yapayım bu vesileyle.) Vehbi Koç'un bağışı Sarıyer'de bulunan devlet okulundan mezun oldum. Babamın helal alın teriyle kazandığı para beni ancak devlet okullarında okutmaya yetti. Ardından yüksek bir puanla İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nü okudum. Eğitimim sırasında Genç Gazeteciler 3.'lük ödülü aldım. Sabah Gazetesi'nde Çevre ve Basın dalında Türkiye 2.'si oldum. Okul bittikten sonra önce Günaydın Gazetesi ardından Sabah Gazetesi ile Bugün gazetelerinde muhabir olarak çalıştım. Çeşitli kültür sanat edebiyat dergilerine yazılar yazdım. Kendi şirketimize ait sektör dergisinin Genel Yayın Yönetmenliği'ni yaptım. (Genel Yayın Yönetmenliği'ni de bana yakıştıramıyorlar da. Kendi şirketime ait bir yayın Zencefil Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Dergisi. Sosyal sorumluluk projesi olarak da ücretsiz dağıttık. Şu an dergiyi de kapattık.)

Yıllar sonra yeniden eğitim hayatına döndüm. Eğer örgütlü yapıların kurulu elemanları saldırılarını keserse İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümüne kaydımı yaptırdım ve sınavlarımı verebileceğim. Sınavlarıma hazırlanmam gerekirken, çok değerli yazılan kitapları ve yazarlarını tanıtacak yazıları kaleme alacakken bu tip saldırılara cevap vermekle vaktimi geçiriyorum.

Yayınlanmış Eserlerim: Elveda Kapadokya (Kimlik), Beyaz Zambak, Miras ve Karamanoğlu Beyi Nure Sofi.

Aynı konularda beni heyecanlandıran ve ilgimi çeken çalışmalar olduğunda yine yazmaya, danışmanlık yapmaya, yazmak isteyenlerle fikrimi paylaşmaya devam edeceğim.



Bu yazı 460 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI