Web
Analytics
Bugun...



YAZDIKLARI MİS GİBİ ALIN TERİ KOKAR O'NUN

Şeyh Şamil soyundan geliyor Nazan Şara Şatana. Anlayacağınız o bir kahraman torunu.

facebook-paylas
Tarih: 06-10-2019 12:29

YAZDIKLARI MİS GİBİ ALIN TERİ KOKAR O'NUN

HALKIN GAZETESİ

CEMAL BİLGE
İZMİR - Savaşmak ruhlarında var O’nların. Dede, at üzerinde elinde kılıcıyla Kuzey Kafkasya’da Ruslar’a karşı destanlar yazarken, torun 21’inci yüzyılın edebiyat dünyasında bulunduğu zirvede elinde kalemiyle tarih yazıyor ülkesinde
Şeyh Şamil soyundan geliyor Nazan Şara Şatana. Anlayacağınız o bir kahraman torunu. 26 Haziran 1797’de Dağıstan’da dünyaya geldi Şamil, 4 Şubat 1871’de Medine’de yürüdü Hakk’a.
74 yıllık yaşamında Ruslara karşı büyük mücadeleler verdi büyük komutan. Ve Allah o kadar çok sevdi, o kadar çok sevdi ki Şamil kulunu, 4 Şubat 1871’de Medine’deyken aldı yanına O’nu.
Cennetü’l-Baki’de toprağa verildi Şamil. O’nun için bir tek şey söylendi o günden bugüne: ‘O Rab’binin dünyada çok sevdiği özel kullarındandı’ dedi tanıyan da tanımayanda.
Ata dedesinin ölümünden tam 84 yıl sonra dünyaya geldi torun Nazan. İstanbul’da açtı gözlerini dünyaya. Başarılı bir eğitim hayatının ardından ‘selam’ dedi iş hayatına.
1979 yılında dönemin en çok satan ve okunan gazetesi Günaydın’da avdet etti gazeteciliğe. Meclis, TRT, Magazin, Adliye, Merhaba ve Haftanın Sesi gazeteleri ile ajanslarda muhabir olarak görev yaptı.
Hedefleri büyüktü Şatana’nın. Kesmedi haber peşinde koşmak. Bu kadar koştuğu da yeterdi ayrıca. Muhabirlikse muhabirlik. Yapmıştı işte yeteri kadar.
1989 yılında turizm sektörüne geçti. Gazeteciliğin yanı sıra iş hayatı da ilgi alanlarındandı. Özellikle turizm sektörü Şatana için biçilmiş kaftandı. Çok çalıştı çok. Bilek hakkıyla çok yüksek mevkilere geldi ve getirildi.
Kendisine inananların güvenlerini boşa çıkarmadı Nazan. Nerede hangi sorumluluğu verdilerse, yetkiyi verenlerin yüzlerinin akı oldu güzel kadın. Başarı ise onun tatmin eden en özel ödüldü her zaman.
Hep okudu. Düşmedi elinden kitaplar. Okumanın yanına eklendi mi bir de iç dış seyahatler. Attığı her adım beyni için öğrenmenin yegane fırsatıydı Nazan için.
Uzun yıllarını verdi çalışma hayatına. Ama içinde bir ukde vardı ki sormayın. Yazma aşkıydı içindeki gizli sevda
Dünyanın birçok ülkesinde, turizm – tarih –mitoloji kitapları için araştırmalar yaptı. Turizm Bakanlığı - Yöneticilerin Yöneticisi seminer (toplu çalışma) sertifika belgesi aldı. Organizasyon, dekorasyon, motivasyon, (isteklendirme) protokol belgeleri ve birçok kuruluştan aldığı başarı belgeleri dizilmeye başlamıştı evinin duvarlarına.
Ne de güzel duruyordu hepsi de. Tablo gibiydiler, bakılmaya doyulmuyordu. Bütün bunlar iyiydi hoştu da içinde saklı tuttuğu bir büyük sevda vardı Nazo’nun.
O sevdanın adı yazmaktı. Bildiklerini yazmak, yazdıklarını yüzlerle, binlerle hatta milyonlarla paylaşmaktı. Çünkü o güne kadar yaptığı bütün araştırma ve incelemelerden çıkan sonuçlar “Hadi Nazo bizi anlatmaya başla artık” diye dürtüyorlardı güzeller güzeli yazar adayını.
Bu iş için gerekli olan cesaret miydi eksik olan? Yoksa bir türlü oluşmayan fırsatlar mı?
Bir gün evinin balkonundan sokağı seyrederken gözleriyle gökyüzüne baktı Nazan. Baktığı mavi şemsiyenin altında pamuk gibi süzülen bulutlar değildi elbette.
Gökyüzünde kainatın efendisiydi aradığı gözlerinin. Yoktu, görünmüyordu. Olsun. Görünmese de duyan bir Yaratıcı’ydı o. Gülümsedi o anki tavrına. Herkes gibi O’nun da özel anlarında seslendiği makamdı Tanrı makamı.
“Yüce Rab’bim” dedi, “Beni hayallerimle buluşturmayı düşünmüyor musun hala?” Ve iki eliyle yüzünü sıvazladıktan sonra salona geçti Şatana.
Çalışma odasına girdi. Masasına oturdu ve kalemlikte duran rengarenk kalemler arasından pembe olanı seçti. Bir de en beyazından bir kağıt aldı ki önüne sormayın. Başladı yazmaya. Aslında o kağıdın aynı zamanda kaderinin de bir sayfası olduğunu pek düşünmemişti Şatana. Ama gerçek buydu. Bir kalemle iki sayfa yazdığının farkında değildi Nazo.
O yazı ve gönderildiği yayın kuruluşunda yayınlanması; açılmasını beklediği kapıların aralanması gibi bir şeydi.
Bir, iki, üç, yüz, iki yüz, üç yüz derken bugüne kadar binlerce yazı yazdı turizm dünyasının sevilen müdürü. Toplum, turizmde başarılı olmuş bir kadın yönetici olarak değil Yazar Nazan Şara Şatana olarak tanımaya başlamıştı O’nu.
Yazarlık, öyle ön plandaydıki, yazar olduğunu bilen binlerce, milyonlarca insan onun aynı zamanda turizm dünyasının başarılı müdürlerinden Nazan olduğunu bilmedi hiçbir zaman.
İş hayatında patronların ve iş çevresinin sevip saygı duyduğu Nazan Şara Şatana, toplumun yazdıklarından dolayı kendisine duyduğu büyük sevgi karşısında sarhoş olmuştu adeta.
Köşe yazarlığı büyük keyifti ama bunun da bir üst hedefi olmalıydı Nazo için. O hedefi belirlemek zor olmadı Şatana için.
Şimdi sırada kitap yazmak olmalıydı. O ana kadar yazdıkları kendisine sevgi ve saygı olarak geri dönmüşse okurlarından; edebiyat dünyasının kitaplı yazarları arasında da yeri olmalıydı haliyle.
Sığındı Yaradan’a Şatana. Bir gün yağmurun çiselediği bir Üsküdar akşamında sahilde park ettiği arabasının içinden bakarken Kız Kulesi’ne şöyle dedi kendi kendine; “Sıklaştırın safları beyler hanımlar, geliyorum”
Ve bu kez kalem yoktu elinde. Daktilosunun başına geçti ve başladı yazmaya. Bir sayfa, iki sayfa, üç sayfa derken bir baktı ki sayfalar yüzü geçmiş, iki yüze dayanmış ve üç yüzü bulduğunda da yazılı kağıtların toplamda ki adı ‘Kitap’ olup çıkmıştı Nazan’ın.
O bunları yaparken ve o anları yaşarken O’na iş arasında sorulabilecek tek bir soru olmalıydı. O soruyu soran oldu mu bilinmez ama o anlarında Nazan’a sorulacak tek soru vardı sorulup sorulmadığı bilinen ya da bilinmeyen: “Heyecanlı mısın?”
Heyecansız iş olur mu? Bizim ki de soru işte. O heyecanlar taşıdı Nazan’ı bugünlere. Heyecan olmasaydı Yazar Nazan Şara Şatana olabilir miydi Müdür Nazan bugün toplum indinde.
Uzatmayalım. O artık ülkesinin ödüllere doymayan edebiyatta ki gerçek bir yıldızı. O artık gelecekte kendisini bekleyen daha büyük ve anlamlı ödüllere koşar adım yürüyen bir star. O artık gerçek bir edebiyatçı. O’nun adı Nazan Şara Şatana. Geleceğin, geçmişten gururla teslim aldığı süper bir kalem.
Bir küçük cesarete ihtiyacının olduğu günlerde evinin balkonundan seslenmişti Tanrı’sına. Görememişti Yaradan’ı ya, verdiği cevabı da duyamamıştı aynı zamanda
İşte o gün “Yüce Rab’bim, beni hayallerimle buluşturmayı düşünmüyor musun hala?” diye sorduğu sorusunun cevabıdır bugünleri Nazan’ın
Bir tek bu değil tabi Nazo’yu bugünlere taşıyan. Bir de kendisinin dünyaya gelmesinden 84 yıl önce Hakk’a yürüyen bir kahraman dede var adı Şeyh Şamil olan.
Kuzey Kafkasya halklarının siyasi ve dini önderi. Kafkas Savaşı'nda Rus karşıtı direnişin komutanı ve Dağıstan'la Çeçenya'nın 3. imamı.
Nam-ı diğer  Kafkas Kartalı’nın vefatından 84 yıl sonra dünyaya geldi Nazan Şara Şatana. İster yarım kalmış davaların takipçisi deyin O’na, isterse sıradan bir yazar.
Ata dedesinin at üzerinde kılıçla verdiği mücadelesinin 21’inci yüzyılda elinde kalemiyle misyonunu devam ettiren bir edebi savaşçıdır Nazan.
Tarihte ki pek çok yanlışı doğrularıyla bugünler üzerinden yarınlara aktaran.
O bir Nazan Şara Şatana. Kahraman dedenin, vefatından 84 yıl sonra ruhuyla dünyaya armağanı olan. 




Kaynak: BEKMAN.TV HABER MERKEZİ

Editör: DOĞAN ERTAN

Bu haber 991 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÜLTÜRSANAT Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ

DİGİTAL GAZETEMİZİ BEĞENİYORMUSUNUZ?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI